Sakarya’dan İzlenimler


Sakarya’nın şehir merkezinden bahsetmem gerek ilk olarak. Atatürk Bulvarı yeni camiden başlayan ve neredeyse 1500 m kadar süren, yaya ve araç trafiğinin iyi düzenlendiği bir aks. Diğer Anadolu kentlerinin merkezlerine benzemeyen bir ana dolaşım ve ticaret kordonu diyebiliyorum şimdilik. Hatta diğer kentlerde alternatif servis yollarını geliştiremedikleri için çalışmayan bulvar tipi burada çalışır durumda.

Bu uzun bulvarın orta kısmında parklaştırılmış soluklanma alanları, benzerlerinin aksine araç trafiğini alternatif yollara yönlendirerek rahatlatmakta, yayalar için ayrılan kısmı daha geniş tutmaktadır. Tarihi Uzunçarşı ve Çark Caddesi’ne varılan noktada ise araç trafiğinin tamamen kesildiğini gördüm. Yaya temelli geliştirilen bu ana trafik ve ticaret aksı gözlemlediğim kadarıyla örnek teşkil edecek cinstendi.

Anadolu şehirlerinde AVM’ler ile sağlanan bu yaya ve ticaret potansiyeli Sakarya’da ana bulvar ve onu besleyen küçük çarşılarla sağlanmış durumda. Videolarda da göreceğiniz gibi 150’nin üzerinde orta ve küçük esnaf caddenin ve çarşının içlerine sıralanmaktadır. Uzunçarşı bu ana aksı besleyen kılcalların içerisinde en eskisi olsa gerek. Esnafıyla kurduğum sohbetlerde merakımı şu tarz cümlelerle giderdim. “Burada yerdeki taşı sökeceksen aynısını yapıp takacaksın, yasak koymuş bir kere devlet”.

Kahvaltımı Uzunçarşı simit fırınında yaparken azınlık haline gelmiş ve hala bu kimliğini koruyan bölgelerin en önemlilerini öğrenmeye çalıştım. Gitmem gereken yerin şehir merkezine fiziksel olarak bitişik sayılacak fakat farklı bir yaşantı süren Dernekkırı Prefabrikleri olduğu mesajını aldım. Yol tarifini de aldıktan sonra bisikletimle şehir merkezine 7 km uzaktaki prefabriklere doğru pedal bastım.

Sakarya Köprüsü’nü geçtikten sonra mısır ve patates tarlalarının arasından geçerek Dernekkırı’na ulaştım. Yol kenarına kurulmuş 1 veya 2 metre aralıklarla yerleştirilmiş prefabrik evlerden oluşan bir konaklama zinciriydi gördüklerim. Depremden sonra 10.000’in üzerinde depremzede taşınmış bu evlere. Bir çoğu sonralarda iş bulup TOKİ’nin sağladığı imkanlardan yararlanarak buraları terk etmişler. İstanbul gettolarında değindiğimiz belediyenin temizlik hizmeti götürmeme eyleminin burada yaşayanları pek ilgilendirdiğini söyleyemeyiz. Çünkü evlerine kadar girdiğim bu insanların daha temel ihtiyaçlarının karşılanmadığını görüyorum. İçme suları 2 aydır, elektrikleri ise 3 gündür gelmemek üzere kesilmiş.

Prefabrik tanımına uymayan yıkık dökük ahşap iskeletlerin içinde yaşıyorlar. Bölgedeki evlerin yarısından fazlası ya yanmış ya da yağmalanmış. Mahalledeki genç nüfus çevre köylerde yevmiyeci olarak çalışabilirken, orta yaşını geçmiş insanlar ya eskicilik yaparak ya da bölgedeki prefabriklerin sökülmesinde çalışarak geçimlerini sağlayabiliyorlar. Belli ki devletin burada yaşayanlar için biçtiği süre dolmuş. İlk önce eğitimleri için öğretmen göndermeme yle başlayarak temel hizmetleri  karşılamayı sonlandırmışlar. Kısacası hastalıklı yerleşim olarak işaretlenmiş bir muhit olarak görünüyor.

Gördüklerimi yalın olarak aktarabilmek için duygusal söylemlere girmek istemiyorum. Ancak çocukların oyun parklarını görüp pis gider kokusunun arasından anayola çıkarak Sakarya şehir merkezinin yolunu tuttuğumu söylemeden edemeyeceğim. Tüm anlattıklarıma temsil olması için orada karaladığım diyagramı yazımın sonuna ekliyorum. Muhtemelen bu diyagramda var olan çizgiler birkaç sene sonra yok olacak. Ya birbirlerinin evini, hurdasını satmak için yakıp nüfusu kendileri azaltacaklar ya da devlet planlamasına uyup terketme durumunda kalacaklar…Görsel

GörselGörselGörselGörselGörselGörselGörselGörselGörselGörselGörselGörselGörselGörselGörsel

Yorum yapın