Eşiklerin Peşinde

Sanırım 3 gün boyunca ayaklarımı kullanamayacağım.
Öğrendim ki bu memlekette hafta sonları her yer açık değilmiş bizdeki gibi. Cumartesi dahi oldukça boştu her yer, hatta şehir merkezindeki boşluktan tedirgin olup Luisa’ya resmi tatil olup olmadığını sordum. O yüzden, pazar gününe ayırdığım planımı da cumartesiye çektim, tabanları yağladım, yola koyuldum.

İlk durağım, Rio’nun eski favela bölgelerinden olan Santa Teresa. Sonrasında temizlenmiş, açılan restoranlar, oteller, sanat merkezleri ile bohem bir yer haline gelmiş. Bu nedenle fazlaca da turistik. Turist olarak, eski-orjinal kent dokusunu görebileceğiniz yerlerin sayısı kısıtlı, çünkü tehlikeli. Bu nedenle Santa Teresa, bunu anlamak isteyen insanlar için oldukça önemli bir merkez. Benim gibi, olimpiyat öncesi ve sonrası durumun peşine düşen kafayı yemiş bir turist bozuntusu için ise kaşıkçı elması! Neymiş şu favelalar, bir görelim bakalım dedim.

Eşiklerin peşindeyim.
Aslında kentin olimpiyat öncesi haini ve olimpiyatlar için yapılan müdahalenin eşiğini arıyordum, ama kentteki eşik de o kadar kuvvetli. Statü farkı kendini fiziksel olarak bu kadar daha net gösteremezdi herhalde. Bahsettiğim eşikler hem sosyolojik, hem de fiziksel eşikler. Çok zenginler ve çok fakirler aynı anda aynı şehirde, iki sokak arayla yaşıyorlar.
Bunu daha iyi görebilmek için ise Parque das Ruinas’a çıktım. Santa Teresa’nın en yüksek noktalarından biri. Şehrin devleştiği Lapa ve Centro bölgelerini de, zenginleştiği ve ölçeğin küçüldüğü Gloria kıyılarını da, aralarda yükselen favelaları görebiliyorsunuz.

IMG_20160626_102709
Sol taraftaki dev binaların olduğu bölge Centro bölgesi. Kafayı sola çevirince Rio’yu gördüm diyemem. Belki başarısız bir NYC denemesi daha. Kafayı sağa çevirmeye başlayınca işler garipleşiyor. Şehrin en merkezi yerleri kıyılar. Bu yüzden tüm değişimi tek bir kıyı çizgisi üzerinde görebilmek harika.

En dikkat çekici olan şey tabi ki favelalar. Fiziksel yapıları haliyle farklı. Fiziksel yapılarından daha ilgi çekici olan ise kentle kurdukları ilişkisiz ilişki. Oradalar,ama yok gibiler. Aslında varlar ve en büyük tehlikeler, güç onlarda, herkes korkuyor. Kendilerine ait bir tepeleri veya bir yamaçları var. Ancak bir o kadar da hiç yoklar, Rio’da değiller gibi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Çevremdeki turistler arkalarına favelaları alıp selfie çektiler bol bol. Benimse ellerim kaşındı, sarıldım deftere, başladım çizmeye. Hiç bu kadar net sınırlar görmemiştim. Favelalar çevresinden ya büyük istinat duvarlarıyla, ya tüneller ve büyük yollarla, ya tren raylarıyla, ya da yeşil alanlarla ayrılıyor. Copacabana sahilindeki çevresiyle ‘tırt’ alaka voleybol stadyumunun fikri de buradan geliyor olabilir mi? Ben mi paranoyak oldum?
Şaka bir yana, demek istediğim şey belki de bu ilişkisizliğe ve dağınıklığa zaten alışmış olmaları. Yadırgamıyor olabilirler. Kültürlerinde de aynı dağınıklık var.

Japonlar her nasıl her işi olması gerektiği gibi mükemmel yapıyorsa ve bu onlar için normalse, bu adamlar da dağınık olmaya alışmışlar ve bu ilişkisizlik gözlerine batmıyor olabilir. Ama benim öyle bir batıyor ki, of ki ne of. Belki de şehri ‘gergin’ yapan şey bu küs olma halidir.

Santa Teresa’ya şöyle bir şey diyecek olursak; hmm. Güzel. Yani açıkçası binaları tek tek anlatmayacağım tabi. Dokusu, kokusu, atmosferi güzel, keyifli.Hiç bozulmamış, sadece benzer nitelikte ufak müdahaleler yapılmış. Merak eden dostlarımızı tripadvisor’a alabiliriz. Olimpiyatlara hazırlanmamış, yıllardır herhangi bir değişiklik de yapılmamış.

Sadece ek olarak Parque das Ruinas’ın fotoğraflarını koyayım birkaç tane. Müze mi denir, ne denir bilemedim. Güzel bir seyir yapısı. (Kendimi okulda proje anlatmaya çalışıyor gibi hissettim.) İçinde olmak çok keyifli. Malzeme kullanımına, renk uyumuna da bayıldım. Bir de girişi ücretsiz, ona bayıldım.
IMG_20160626_103637IMG_20160626_103829IMG_20160626_103938IMG_20160626_104113

Kendimi sürekli bir Arjantin filminde yürüyormuş gibi hissediyorum, ki Arjantin filmlerine bayılırım. Dönünce yeniden Medianeras’ı izleyeceğim.

Santa Teresa’nın dokusundan, binalarından çok bu sınırların şiddeti beni şaşırttı. Hele ki bu sınırları eşiği geçip zaman içinde yer ve nitelik değiştiren bir yerden, Santa Teresa’dan izlemek daha garipti.

İyi ki Brezilya’dayım dediğim bir gündü. sosyolojik sınırların ve eşiklerin kent üzerinde bıraktığı fiziksel etkilerin yanında, kent hayatını hatta vitrinini bile nasıl etkilediğini 23 yaşımda görmek kafamda çok güzel sorular oluşturdu. 22 yaşında Japonya’dan tonlarca soru toplayarak geldim, şimdi aynı soruları tam 1 yıl sonra Brezilya’da sormak sanırım karşıma çıkabilecek en iyi şey. Aynı sorunun iki farklı uçlardaki yerlerinde cevaplar arıyorum.

Santa Teresa’dan sonra über çağırıp müze kapanış saatini kaçırmadan Porto Maravilha’ya gitme kararı aldım. Here is where the magic happens.

Santa Teresa’dan şimdilik bu kadar. Porto Maravilha meselesini ayrı bir yazı halinde yazmak istiyorum çünkü konular birbirinden tamamen farklı. İlginizi çekeceğine eminim.

auf wiedersehen!

Yorum yapın