Porto Maravilha

Araştırma programımın en büyük paydalarından birine sahip olan Porto Maravilha projesini de buraya gelip, yerinde gördüm. Projeyi ve projeyi neden ele almak istediğimi de özetleyeyim önce size. Belki de bugüne kadar en çok tartışacağımız, üzerine konuşacağımız konu bu olacak gibi hissediyorum.

Porto Maravilha liman bölgesi dönüşüm projesi, 2016 yaz olimpiyatlarının Rio’ya verilmesi ile imzalanmış bir proje. Olimpiyatların masterplanında ‘North Zone’ olarak işaretlenmiş bu bölgenin dönüşümü, kentin merkez bölgesi olan Centro’nun hemen yanında bulunması dolayısıyla kritik bir bölgeyi dönüştürecek’ti. Araştırdığımda, imzalandıktan sonra projelendirme ve inşa sürecinin neredeyse tamamen gizli yürütüldüğünü öğrendim. Öncelik olarak ilk sıraya konan Porto Maravilha, olimpiyatların merkez turistik bölgesi olarak görev yapmak üzere kodlanmış. Eski, kritik bir liman. Dönüştürülmek isteniyor. İmzalar var, projeler var, ancak müellifler ve eyalet yönetimi dışında kimse bilmiyor.
Bana bir yerden tanıdık geldi.

Açık konuşayım; henüz içinde olduğumuz Galataport sürecine olan benzerliği beni araştırmayı derinleştirmeye doğru itti. Böylesine büyük ve önemli bir liman bölgesinin olimpiyat bahanesi – sebebi ile komple yeniden kimlikleştirilecek olması şüphesiz ki Rio gibi önemli ve merkez bir şehrin vitrinini, kartvizitini, karakterini değiştirecektir.
Nitekim öyle olmuş. Ama yok, hemen spoiler vermeyeceğim. Projeyi görmek için süreci daha iyi anlamanız lazım.

Evet, Galataport ile oldukça benzer süreçler. Sonuç ürünler elbet tartışılır. Ama hiç gelmediğiniz, görmediğiniz ve ilk defa duyduğunuz bir bölgeyi daha iyi anlayıp değerlendirebilmeniz için – yanlış da olsa – Galataport meselesi ile ilişkilendirip anlatacağım.

Tüm bu yazıyı okurken benim de eksik bilgiye sahip olabileceğimi, haliyle Portekizce’min olmadığını da kırıntı bilgiler ve araştırmalarla bütüne ulaşmaya çalıştığımı, ve en önemlisi kişisel görüşlerimi de katarak yazdığımı unutmayın.

Rio zengin ve fakir ayrımının şiddetli ve belirgin olduğu bir şehir. Belki İstanbul gibi. Bu nedenle buraya yapılan her cila ve yükseltme (upgrade) işlemi bu sınırı daha da kuvvetlendiriyor. Olimpiyatlar bu yüzden tehlikeli idi, beni bu eşikleri aramaya iten sebep de buydu. Nitekim gelip gördüğüm görüntüde derin bir sessizlik hakim. Belli ki çığlıklar daha önce atılmış bile. Porto Maravilha bölgesi ise merkezin kuzey kıyısı. Eski fabrika binalarından,düşük bütçeli yıkık dökük konutlardan oluşan bir bölge iken şuanda bir mini-Dubai misali cilasını parlatıyor.

Ancak yine de Rio şehrinin İstanbul kadar kalabalık olmadığını, dağınık olduğunu ancak bu dağınıklığın da aslında bir düzeni olduğunu belirtmekte yarar var. Yani Porto bölgesi Galataport arazisi kadar sık kullanılan bir bölge değilmiş. Güzelleme yaparsam, Rio’nun en zayıf ve en manzarasız noktasında olduğu için de dönüşüme uygun bir yer. Rio’nun en değerli şeyi doğası. İlk etapta ilk baktığım şey bu bölgenin coğrafi olarak nerede kaldığı, nasıl bir arazide yeniden var olduğu ve göz hizasından nasıl bir doğa gördüğü. Bu needenle birkaç gün önce Santa Teresa’ya ve Corcovado’ya (İsa Heykeli, şehrin en yüksek noktası) çıkmıştım. Konum olarak bir sıkıntı yok. Hatta bunun yalnızca bir kıyı dönüştürme projesi olmadığını farkettiğim an daha mutlu oldum.

Bu kısmı tartışılır. Ben yalnızca kıyı bölgesinde yapıştırma gibi kalacak bir yenileme projesi görmektense, merkezden (Cinelandia, diyelim) bu bölgeye çıkan çoğu yolun yayalaştırılmış olmasına, Porto Maravilha bölgesinden kalkacak olan tramvayın merkezin ara sokaklarına da girecek olmasını sevdim. Cinelandia bölgesi ve hemen yanındaki büyük Rio Branca caddesi kısmen trafiğe kapatılmış. Trafik bir yerde yer altına iniyor ama o noktayı bulamadım. İlk gün Luisa ile arabayla gezerken tepeden geçen viyadüğün manzarayı engellediği gerekçesiyle yıkıldığını, bu nedenle trafiğin yer altına alındığını söyledi. Aynı işin bizde de yapıldığını ve çok şikayetçi olduğumuzu söyledim. Şaşırdı. Çünkü burada coğrafya itibariyle çok fazla tünel var, araçlar sürekli tünellerden geçmeye oldukça alışıklar ve tabi ki kimse trafiği yerin altına alıp üstte kalan meydanı dev bir beton havuzu olarak bırakmamış. Neden şikayet etsin ki?

Merkezden geldiğinizde ilk girdiğiniz yer Praça Maua. Tabi ki sizi dev bir #cidadeolimpica yazısı karşılıyor. Hmm, turistlere iyi hazırlanılmış. “I amstriodejaneiro” yazının çevresinde fotoğraf çektiren insanlar, bağıran çocuklar, çılgın turistler de bonusu. Baktım, normalde burada kaykaycılar olması gerekiyordu renderda. Heh, evet, oradalar. Umarım gidince bomboş olmaz da kalabalık halini görürüm diyordum, olimpiyatlara yakın bir görüntü yakalayabilmek için. Şanslıymışım, festival gibi bir şey vardı.

IMG_20160626_180632IMG_20160626_181557IMG_20160626_181835

Praça Maua, yani Maua meydanı yeni projede çok iyi konumlanmış. Hem solda uzanan dev kamusal alan aksını, yandaki eski liman binalarının önündeki yeni peyzajı, hem de sağda bütün parıltısıyla martı gibi uzanan Museu Do Amanha’yı çok iyi bir perspektifle görüyor.

Hehehe, martı dedim sizi irite etmek için.
Korkmayın, martı şeklinde değil. Herkes biz değil. Neyse ki.

Hatta bu dev meydanda bir de açık hava sergisi vardı askeriye ile ilgili. Bu şekilde kullanılabildiğini görmek de iyi oldu. Söyleseler ‘Yok ya kesin kullanmazlar o yalandır.’ derdim. Keyifliydi.

Riolular da bizim gibi sokağı çok fazla kullanan insanlar. Hatta aynı şekilde bizim gibi gürültülü ve dağınık kullanıyorlar. Bu nedenle bu tarz festivaller her ay, her mevsimde var. Sokaklar bomboş ve herkes buralarda, bulduğu her yere oturup bira içiyorlar.
Rüya gibi.

Önce sola dönüp tramvay hattını takip edeyim dedim.
Önceleri araç trafiğine açık olan bu bölge şu anda yeşil sayılabilir, eskisine göre. Olimpiyatlara kadar yeşillerin etrafı kapalı, ama ufak bir kısmı açılıp insanların bu kamusal alanın tadına bakmaları sağlanmış. Hatta tüm festivali bu aksa taşımışlar.
Mantıklı hareket.

Bu kamusal aksa çıkan tüm sokakların da çok güzel bir manzarası var. Eskisi gibi araç yoluna çıkmak yerine yeşile açılıyor sokaklar. Bu sokaklar da araçtan temizlenmiş. Tüm trafik arka yola alınmış ve şehre dağıtılmış.

IMG_20160626_181021

Şu an tek problem Rioluların bu yolları bilmiyor oluşu. Bu bölgede ne zaman taksiye binsem kayboldular. GPS’ler bile güncellenmemiş, halk biraz şaşkın. Luisa da, taksi şoförleri de beni trafiğe soktukları için sürekli özür dilediler. Halbuki bir bilseler İstanbul’u. Hey gidi. Neyse, çaktırmadım. Dilesinler tabi, şunun şurasında kaç günümüz kalmış Rio’da.

Bu kamusal aks (Av. Rodrigues Alves) üzerindeki binaların işlevini gerçekten bilmiyorum. Yani tek tek, yapı özelinde bilmiyorum. Ama bir kitapçık buldum turist info’dan. Orada otel veya restaurant diye bir şey yazmıyor, tabi ki müzeleri, kültür merkezlerini işaretlemişler. Hemen peşin yargıya varmayayım.IMG_20160626_181925 Türkiye’ye dönünce bu kitapçığı taratıp online hale getiririm, siz de oradan inceleyebilirsiniz. Belki halihazırda internet sitelerinde de vardır, bilemiyorum. Teknik imkansızlıklar nedeniyle kontrol edemiyorum. Merak eden, buyursun Google. Ben beklerim Atılcığım diyenler için elceğizlerimle taratıp koyacağım.
Ve tabi ki Seyahat Bursu sunumumda uzun uzun anlatacağım.

Kitapçığa bakınca farkettim. Bir dönüşüm projesi değil, urban operation yazmışlar. Belki oldukça büyük bir alanı etkilediği içindir, bilemedim. Şu anda bu bahsettiğim binalar kullanımda değil gibi, boş. Abartmıyorum, şehre harika büyüklükte bir kamusal alan kazandırmışlar. tıklım tıklım ve keyifli. Olur da bu binalar otel olursa kamusal alanın kimliği kesinlikle değişir, çünkü bu gibi yapılar kamusal alana katı kurallar koyuyorlar. Kendine ait bir arazisi olan otellerden bahsetmiyorum, kapısı direkt olarak bu kamusal alana açılabilecek olan otellerden bahsediyorum. Ama umutsuz değilim, şu anki haliyle iyi gözüken bir kamusal alan var. Bunu yapan, onu da kontrol edebilir, belki.
Bu güvensizlik Türk olmaktan geliyor maalesef.

Sonra bunlar otel olduğunda dönüp ‘Ulan hepiniz oradaydınız be!’ diyeceğim. Zorlu’nun kapısına X Ray konduğunda da evde kendi kendime söylemiştim.

Museu Do Amanha ise yine mimarisini tartışmayacağım bir yapı. Beğenen olur, beğenmeyen olur. Benim görüşümü sanırım bir kısmınız anladı. Biçiminden hoşlanmasam da kamusal alanı sınırlandırması yönünden çok başarılı buldum. Doğrusal yapıdaki müzenin iki ucunda bulunan dev konsol saçakların altındaki alan çok değerli hale gelmiş. Öyle ki metrekare olarak dev bir beton düzlük oluşma tehlikesi taşıyan bu alanın büyük bir kısmının üstünü örterek (hem de daha önce görülmemiş bir formla) çok iyi sınırlamış. Müzenin etrafında yürünebilmesi ve kıyı bölgesine uzaktan bakılabilmesi de çok güzel hareket. İlla içine girmek zorunda değilsiniz, benim gibi etrafında dolanıp kenarında kıyısında oturabilirsiniz de. Yani bu büyük alanı farklı nitelikteki kamusal alanlarla kademelendirmelerini çok sevdim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hatta yinelemek lazım, daha önce bölgenin başından geçenleri bilmiyorum. Ancak bu haliyle oldukça kıymetli büyüklükte bir kamusal alan kazandırmış şehre.
Kamusal alan diyorum, çünkü Galataport’un böyle bir niyeti olup olmadığını bilmememe rağmen pirinç tanesi kadar bir kamusal alanın cilalanıp önümüze sunulacağından neredeyse adım gibi eminim. Umarım pişman olurum bu söylediğime.

Ayrıca Galataport ölçeğinde yapılacak bir dönüşüm projesinin, bölgedeki ölçeği ‘kesinlikle’ büyüteceğinden eminim. Porto Maravilha projesi ise mevcut kent merkezi ölçeğinin katlarca altında. Gayet sakin. Ancak hafta sonu gördüğüm kalabalık, hele ki kış mevsiminde olduğumuzu ve Rio’luların kültürünü de işin içine katarsak bölgesi oldukça şekillendirecek gibi. Öyle olmasını umuyorum.

Gelince çizimlerle daha detaylı göstereceğim, anlatacağım. Tüm bu projelerin, müdahalelerin eşiğin neresinde olduğunu ben de bilmiyorum hala. Gelince daha fazla film izleyip daha çok şey okuyacağım eski Rio ile ilgili.

Rio’dan bugün ayrılıyorum. Cebimde bolca bilgi, görüntü, merak ettiğim ve araştırmak istediğim onlarca soruyla Rio seyahatimi noktalıyorum.

Gözlerim dolmuyor değil. Kesinlikle özleyeceğim burayı! Gideyim de son kez palmiyelere sarılıp coconut suyu içeyim.

Sao Paulo’da mimarlık var, Niemeyer var! Allah be!
Beni bekleyin, ağzımın suyu aka aka Sao Paulo’ya uçuyorum!

Sevgiler, çok öptüm.
Atıl.

Yorum yapın