Sanırım artık alışmaya başlıyorum.

4. günde artık biraz daha adımlarım hızlanır, nereye gideceğimi, metroyu nasıl kullanacağımı daha rahat çözer oldum. Hatta inanmazsınız 4 hattın birleştiği yeraltı noktasında 15 dakikada yolumu bulmayı başarabildim. Oran olarak bakınca en iyi sürem sanırım.

Bugün genelde anlamda Stalin öncesi ve 20. yy başındaki sanat akımlarının ve Ekim Devrimi’nin etkilerinin ürünü olan konstrüktivist akımın en somut ve başarılı örneklerini incelemeye çalıştım. Amacım binalara uğrayıp biraz daha sitelerden alamayacağım bilgileri almaya çalışmaktı. Izvestia Gazete Binası bu anlamda çok önemli olsa da ne yazık ki tamamen kapalı olduğu için hiç bir yerden bir bilgi alamadım. Yanındaki binada çalışanlardan da öğrendiğim kadarıyla bina renovasyondan sonra bir daha kullanıma girmemiş. Ben de onun yerine biraz daha cephesinden öğrenebileceğim çizgileri öğrenmeye çalıştım.

Ardından bir diğer avangard örnek olan Narkomfin Evi’ni ziyarete gittim. Normalde tur düzenlenen binaya tur haricinde girmek yasaktı fakat şükürler olsun ki şansıma denk geldiğim iki ingilizce öğretmenini çok uzaktan geldiğime ve benim için çok önemli olduğuna ikna edip kendimi binada küçük bir tura çıkarttırabildim. Dairelere giremediğim için ayrıca üzgün olmakla beraber en azından çatıya çıkabilmek sevindiriciydi. Çatıda ise böylesine komünal bir yaşam hedefleyen bir binanın Stalin’in yedi kız kardeşinden ikisinin manzara karşısında ezilmesi ise biraz trajikti. Bina dışarıdan inanılmaz bakımsız fakat hala içeride yaşam var. Hatta bayağı aktif bir yaşam. Cinnah 19 gibi bu bina da geçmişine önem veren insanlar tarafından ofisler, stüdyolar ve dairelerle aktifçe kullanılıp çürümeye bırakılmamaya çalışılıyor. Anladığım kadarıyla da çok bakımlı daireler varmış. Kiralar da normale göre oldukça uygunmuş. Eskiz yaparken yanıma gelen bir restoran çalışanından öğrendiğim kadarıyla 4000-5000 ruble civarında kiralar mevcutmuş ki bu neredeyse 300 lira civarında bir paraya denk geliyor. Moskova’nın göbeğinde bu kadar iyi fiyatlı bir evi İstanbul’la karşılaştırmaya çalışmak gibi komik geliyor.

Narkomfin’den ayrıldıktan sonra ise Strelka Enstitüsü’ne doğru yola çıktım. Ne yazık ki metrodan indikten sonra 10 dakika içinde varmam gereken bölgeye, yakınlardaki Kurtarıcı İsa Katedrali’ndeki bir ayin yüzünden (kutsal sayılan birinin kemikleri halk tarafından öpülecekmiş, :s,) bir buçuk saatte ve yolda yakalandığım ıslak varmak planlarımı biraz değiştirdi. Strelka’ya vardıktan sonra bir kaç kişiyle sohbet edip kuruluşun amaçlarını ve programlarını öğrenmeye çalıştığım. Aslında her ülkede olması gereken bir şekilde bağımsız, kar amacı gütmeyen bir eğitim kuruluşu olarak çalışıyor Strelka. Kentsel tasarım alanında 5 aylık atölyeleri ve 2 yıllık master programları var. Amaçlarıysa her anlamda katılımcılarına farklı düşünmeyi öğretmek. Şehir ve bina tasarlamanın sadece onu fiziksel olarak inşa etmekten geçmediğini ve düşünsel altyapısını disiplinlerarası atölyelerle insanlara öğretmeye çalışıyorlar. Orada tanıştığım Nicolay isimli bir çalıştırıcı ise bir süre ülkesinde mimarlıktan yaptıktan sonra buraya öğrenci olarak gelip nasıl çalıştırıcı olarak kaldığını ve fırsatları anlattı. Şu anda NIKE ve bir kaç banka için nasıl mekansal tasarımlar yaptığından ve kentsel anlamda nasıl teknolojiyi kullanarak müdahaleler yapmaya çalıştıklarından bahsetti. Tamamen esnek bir çalışma anlayışıyla farklı disiplinleri nasıl birbirine entegre etmeye çalıştıklarına dair küçük bir konuşma geçirdik. Araştırmanızı mutlaka ama mutlaka öneriyorum. Benzer programlar insanların hayatlarında çok büyük dönüşümler yaşamalarına yardımcı olabilir. Bu arada programı bir çok ünlü mimar hem finanse ediyor hem de eğitime katkı sağlıyorlar. Kurulmasında parmağı olanlardan Rem Koolhas ise önümüzdeki ay master programının ve kısa dönem programın ürünlerinin sergi ve sunumuna geliyormuş.
http://www.strelka.com/en (siteyi ve programları incelemenizi şiddetle öneriyorum. eski çalışmalara da ulaşabiliyorsunuz)

Normalde ıslak ve yorgun olduğum için son durağımı iptal edip hostele dönerken, yol üstünde Schusev Şehir Müzesi ile karşılaştım ve kendimi içeri girmekten alıkoyamadım (yürüyerek gezmenin faydaları). Müzede ise EMBT’nin Kentsel Yenilenme üzerine açtığı bir sergide bir çok güzel ürünle karşılaştım. Aslında son ürünlerden çok, oraya ulaşma aşamaları, yapılan analizler, modeller, farklı çalışma yöntemleri, deneme-yanılmalar, şehir maketleri beni asıl etkileyen şeyler oldu. Bu kadar profesyonel bir ofisin, bu kadar başarılı ürünleri stüdyolarımızda çalıştığımız yöntemlerden çok da farklı yapmıyor oluşu bu keşfetme evresine olan güvenimi biraz arttırdı. Tabi ki kalite çok daha yüksekti ama bu hiç bir zaman oraya gelemeyeceğimiz anlamına gelmiyor tabi ki. Kağıt üstünde oldu bittiye getirmeden projeye değerini çok değerli.

Müzeyi terkettikten sonra ise hızlı adımlarla hostele gelip ıslak çorapları ranzanın demirlerine asıp dergiyi kurcalamaya başladım. Bence güzel bir yemeği hakettim.

4. Günün Ardından