İlk güneş ışığı hüzmelerini yakalamak 5 gün sürdü. Ama sonunda yağmur yağacak mı diye düşünmediğim ilk gün geldi çattı. Artık tişörtü çekip istediğim kadar yürüyebilirdim. Ama bu kadar yürümemeliydim.

Avangard Sovyet konstrüktivizminin ardından sonraki dönem olan Stalinist mimarlığa ait birkaç sokağa ve Stalin’in Yedi Kız Kardeşi’ni gözlemlemek için Kutuzovsky Prospekt’e gittim. Her zamanki 10 şeritli yol burada da vardı ama bu sefer bölgedeki ticaret alanları azalmış, bölge nispeten sakinleşmiş ve toplu konut bölgesine dönüşmüş. Caddeye bakan cepheler Rus baroğu ve gotiği diye bağırıyorlar.  Sadece gibi gözüken cephelerde bile oymalar, işlemeler ya da direk göze batan heykeller, cepheye yapışık kolonlar tüm cadde boyunca hakim. Neoklasisizmde lüks olarak kullanılan her yöntem, yerel halkın yaşadığı konutlara çıkartma gibi yapıştırılmış. Eğer lüks olacaksa, herkes için olacak!

Caddesinin sonunda caddeyi taçlandırırcasına duran Radison Royal Hotel, Stalin’in Kız Kardeşleri’nden sadece birisi. Ana bölümü otel kalan yerleri apartman olarak kullanılan bina aslında hiç göründüğü kadar ürkütücü değil. Teraslanarak inen yapısı, iç tarafındaki insancıl avlusu hatta çocuk parklarıyla gayet insanı rahatlatan bir yapıda. Kız Kardeşler genel olarak devasa olmalarına rağmen üzerinde herkese (o dönemde yaşayan herkese, şu anda toplumun büyük kısmı komünizm dayatmalarından dolayı yapılardan rahatsızmış.) hitap eden desenleri, oymalarıyla, teraslanarak inen yapılarıyla, yanlarında her zaman ana binadan kopmuş bulunan daha küçük kütleleriyle insancıl olmaya çalışan ve insanı ürkütmemeye çalışan bir yapıda konumlanmaya çalışmış. Gerçi bu yine de zamanında çok fazla para harcanıldığı için insanları rahatsız etmesine engel değilmiş. Orada bulunan biriyle gerçekleştirdiğimiz küçük bir sohbete göre, bölgedeki diğer binalara göre çok da pahalı (!) olmayan bir durumdaymış. yaklaşık 150 metrekare bir daireye aylık 4 bin Euro karşılığında bir kirayla sahip olunabiliyormuş. Fakat konum açısından Moskova’nın en iyi bölgesi diye de eklemeyi unutmadı. Hem yanında göl olması, hem yeşillik bir bölge olması hem de Moskova İş Alanı Bölgesi’ne çok yakın olmasından dolayı bayağı elde tutulan bir bölgeymiş. Metroya ana sokaktan ayrılıp ara sokaklardan ilerlerken daha küçük boyutlardaki çok katlı binaların olduğu konut bölgesinin sakinliği hemen insanın gözüne çarpıyor. Moskova’da karşılaştığım en sakin ve huzur dolu mahalleydi sanırım Kutuzovsky’nin ara sokakları.

Kutuzovsky Bölgesi

Ardından sonraki Kız Kardeş için metroya gireceğim ve mutlaka görmek istediğim Kiyevskaya Tren İstasyonu’na gittim. Bu istasyonu özel kılan şey ise 1918 de Ivan Rerberg ve Vladimir Shukhov tarafından tasarlandıktan sonra, 1934′ te Dmitry Chechyulin’in tasarladığı üzerine gelen kubik metro binası. Bu iki farklı dildeki yapının beraber olma çabası iki dönem için de çok güzel ipuçları veriyor. Garın kiriş sistemi ise çok etkileyici. 1918’e kafa olarak geri gidip düşününce teknoloji diye size bağırıyor resmen.

Şu an Dışişleri Bakanlığı olarak kullanılan bir diğer kız kardeş ise konut olarak kullanılandan çok daha farklı. Yine küçülmeler, teraslanmalar, avlular mevcut olsa da artık kabartmalar daha da sertleşmiş, binanın yanında 2 tane simsiyah obelisk gardiyan gibi bekler olmuş. Ana giriş kapısındaki kabartmalar ise Sovyet armalarıyla dolmuş taşmış. Her yerden kızıl yıldız fışkırıyor.

Son kız kardeşe giderken yolumun üstünde bulunan, öncesinde kapısından döndüğüm Moskova Mezarlığı’na gitmemek olmazdı. Oraya kadar gidip Nazım Hikmet’in mezarını görmemek hiç olmazdı. Sanırım en çok çiçek bulunan mezardı. Sahip çıkanlara da sonsuz teşekkür.Genel olarak mezar taşları inanılmaz detaylıdan, sade ama vurgulayıcılığa kadar inen geniş bir yelpazedeydi. Şahıs olarak da Anton Çehov, Nikolay Gogol, Mihail Gorbaçov gibi çok ünlü isimler, Nobel almış isimlerin bulunduğu mezarlık da kültürel olarak ister istemez çekinik biri olmaya başlıyorsunuz. Bunu bilerek gittiğim için bu baskıyı hep hissetsem de tüm isimler Rusça olduğu ve tek tek mezarları bulmaya uğraşmadığım için o kadar da kendimi küçük hissetmemiştim en başta. Sonra gezerken kendime dedim ki “la ne yaparsan yap, dünyaya ne bırakmış olursan bırak gireceğin yer toprağın 1 metre altı”. Sonra daha da küçük hissettim. Çok şükür bugün de kendimizi ezdirdik.

En etkileyici olan mezar da buydu sanırım.

Normalde 9 tane olan kız kardeşlerin 7’si inşa edilebilmiş. Biraz da mesafelerinin arası uzak olduğu için hepsini 1 günde gezmeye pek imkan olmuyor. Bana daha uzun bir burs lazımdı sanırım. Neyse gidebileceğim en yakın son kız kardeş ise Moskova Eyalet Üniversitesi’nin ana binasıydı. Konut olan kız kardeşle benzer biçimde nispeten daha sade, mekansal olarak daha çeşitliydi. Etrafında gezerken farkettim, neredeyse her yönden benzer bir şekilde gözükmesi de ayrı ilgi çekiciydi.

Bu gökdelenlerle ilgili ekleyebileceğim son bilgi ise hostelde tanıştığım Rus bir mimar arkadaştan geldi. Kutuzovsky Caddesi’ni gezerken çekilen fotoğraflarda fark edilen Moskova İş Alanı da yüksek katlı yapılara sahip. Fakat Moskova gibi çok fazla rüzgar olan bir mevkide bu alanının master planı ve binaların tasarımı yeterince düşünülmemiş olacak ki zaten hızlı olan rüzgar bu bölgede daha da hızlanır olmuş. Stalin’in gökdelenleri gibi taraçalanarak inmeyen bu gökdelenler dikeydeki düzlükleri sebebiyle cadde seviyesinde daha da çok rüzgara sebebiyet veriyorlarmış. Buna rağmen Stalin’in gökdelenleri hem büyük, ferah avluları, hem peyzajıyla bunu neredeyse hissedilmeyen bir düzeye indirip insanlara daha konforlu bir yaşam sunuyormuş. Kız kardeşin birinde kalan ve konuştuğum diğer kişi de benzer bir şekilde bunca yıllık binalarda dışarı çöp çıkarma dışında hiç bir probleme rastlamadıklarını belirtmişti. 1 kere yap ömürlük kullan valla oh.

Vagabonda Hostel’in manzarası

Her ne kadar yürüdüğüm yerlerde bir çok şeyle karşılaşsam ve farklı farklı yerlere girip çıkma imkanı bulsam da tüm bu ara alanları yürüyerek geçmek beni fazlasıyla yordu. Sanırım çayımı içip marketten aldığım enteresan şeyleri yiyip hemen yatacağım. Yordun beni Stalin.

5. Günün Ardından