Dile kolay 10 gün geçmiş. En şanssız günümü de neyse ki sonlara doğru yaşadım. Dışarıdan görüp “Aha! Bu mantı değil mi?” diye atladığım restoranda, garsonun koluna biri çarpınca yanlışlıkla birayı benim telefondan aşağı boca etmesin mi… Telefon şu anlık mefta gibi ama bakalım ısrarla pirince yatırmaya devam ediyorum.

Halbuki güne çok hızlı bir biçimde Bolshoy Dom yani Büyük Ev ile başlamıştım. Bina, Noi Trotsky tarafından tasarlanmış ve 1931-32 yılları arasında yapılmış. Her ne kadar eskizini yaparken karşı binadaki askerler gelip beni kovsalar da, onlar gelmeden bir kaç fotoğraf (telefonda kaldı :() çekip, biraz bir şeyler karalayabilmiştim. Genel anlamda Büyük Ev, fark ettiğiniz gibi eğrilerden tamamen arınmış, fonksiyonu gereği içindekini çok da belli etmek istemeyen ama içeridekiler için de kullanışlı fonksiyonel kütlelerin bir oyunu gibi. Önceki örneklerden nispeten farklı. İşlev formu ve dışarıya yansıyanları doğrudan etkilemiş.

Ondan sonraki ilk örneğim Mutfak Fabrikası’ydı (Kitchen Factory). Bina 1930’da kullanıma açılmış. Diğer örneklere göre çok daha büyük ve yönlü. Adından da anlaşılacağı gibi bir tarafı mutfak eşyaları üretirken diğer tarafında büyük miktarlarda yemek üretiliyor. Halihazırda yoğun bir biçimde kullanılıyordu bina. Yine fabrika kısmı işleyişteydi. Her ne kadar şu ana kadar gezdiğim çoğu konstrüktivist örneğin ortak bir alanı varken ve bu alan tanımlı ve dışarıya bakan bir vaziyetteyken ilk defa bu alanın çıkma yapmış bir çatı uzantısı ile bu kadar net tanımlanmıştı. Binanın arka tarafında ise çıkılan bilen ama tanımlı olmayan yerler de var. Yani dış mekana daha farklı bir mekansal çeşitlilik gelmiş.

Telefon bozulunca iş başa düştü ve haritalarla ve kitapçıkla günün son mekanını aramaya çalıştım. Neyse ki caddeler çok düzenli. Ve her şey yerli yerinde. “3. caddeden sola, kavşaktan sağa, sahili takip et, sola dön” derken biraz geç de olsa Su Kulesi’ni bulabildim. Yakov Chernikhov’un 1930’da bir kablo fabrikasına ek olarak tasarladığı su kulesi, normalde o dönemde her bölgede bulunması gereken bir su kulesinin tasviri olarak silindirik bir şeklin yüksek kolonlarla ayakta tutulduğu ve arkasında da yine diğer örnekler gibi devamlı strüktürün kompozisyonundan oluşuyor yapı. Yine bir fark olarak düşey ya da yatay pencereler kalkmış, çalışma alanlarını rahatlatacak kare ama çok büyük pencereler gelmiş. Kule ise açıkcası uzaktan çok etkileyici. Chernikhov yapısı görmeden ölmemek ise ayrı sevindirici.

Tüm örneklere (gidemediklerimiz dahil) geniş bir çerçeveden baktığımız zaman işlevsel olarak farklılaşan küçük mimari elemanların toplamda nasıl bir element arşivi oluşturduğunu görmek sevindirici. İşlevler, bağlamlar değiştikçe küçük oynamalarla oraya uyum sağlanmaya çalışılmış ama genel olarak bir dil birliği de hep sağlanmış. Ben tarih derslerini henüz 2 senedir alan bir öğrenci olarak bu örneklere baktığım zaman bize gösterilmiş bir çok modern yapıda görmemizi istenen şeylerin alternatiflerini ufak da olsa görebiliyorum. Sadece 10-20 yıl arası bir sürede böyle bir dil birliğini oluşturabilmiş bir ülkenin değişmeyen bir yönetim veya değişmiş açık fikirli bir yönetimle bugüne kadar oluşturabileceği mimari yaklaşımı ve bunun zaman içindeki değişimini tahmin edemiyorum. Mimari deyip geçemeyeceğim için herhalde Ruslara en büyük zararı Stalin vermiş.

Bugün benim son gezmece günümdü. Cuma günü saat 15:00’da canlı yayında olup sorularınızı yanıtlayacağım. Öncesinde de kendimce geziyi anılarım sıcakken size özetlemek istiyorum. Vedamsı şeyleri de oradan yapmış olurum. Son yazım bu değil ama sonuçta.

Yarın canlı yayını kaçırmamak için “seyahatbursu” hesaplarını takip edin mutlaka! Yayını nereden yapacağımı Cuma günü tekrar söyleyeceğim.

NOT: Telefonuma dökülen bira ve orada yediğim mantımsı şey (ismini sonradan bulacağım ama galiba Çin mantısı gibi bir şey), bu gezide içtiğim en güzel bira ve yediğim en güzel yemeklerdendi. Moralim bozuk olmasa ikincilerini de yiyecektim.

10. Günün Ardından