San Francisco rotasını sunarken bana ilk ilham veren şeylerden biri Alexandra Lange’in “Silikon Vadisi Şehirciliği” makalesiydi. Gayet eleştirel bir dille yazılmış, teknoloji kampüslerinin kamusal alanımıza saldırma niyetinde olduğunu, bu kampüslerin klasik şehri demode gördüğünü ama yine kendi içlerinde klasik şehir yapısını oluşturmaya çalıştığını savunan bu metni okuduktan sonra burayı hiç sevmeyeceğime emin olarak 2 saatlik bir tren yolculuğu sonucunda Silikon Vadisi’ne vardım. Tabi bir de günlerdir görüştüğüm kişiler tarafından aktarılan “çok kazanan techie’ler San Francisco’yu ele geçiriyor” mesajını da yanımda taşımıştım. Ve plot twist: canavar değillermiş!

Google’ın kampüsüne yaklaştığımı yolları dolduran turist otobüsleri sayesinde anladım. Teknoloji kampüslerinin bir müze gibi turistlerle dolup taşması bence bize şehir hayatının geleceğiyle ilgili çok ilginç şeyler söylüyor. Ben sanırım seyahatim boyunca en yoğun turisti Googleplex’te gördüm. Çin’den gelen okulların bile gezi düzenlediği, hediyelik eşya dükkanlarının dolup taştığı bir kampüs burası. Ziyaretçilerin girebildiği alanlar çok kısıtlı olsa da zaten Android heykeliyle fotoğraf çektirmek, büyük G heykelini bulmak, kaydıraklı lobiyi görmek, biraz da hediyelik eşya dükkanında alışveriş yapmaktan fazla beklentileri yok. Ben ziyaretçisi olduğum Egemen ve arabanın anahatarlarını almak için ofisine uğradığımız Sarah sayesinde kafamı biraz daha fazla yere sokabildim.

Google’daki çalışma ortamı çok farklı mekansal örnekler sunuyor. Benim en ilgimi çeken, çalışanlar arasında da en popüler olduğunu duyduğum yürüyüş toplantıları. Koridorlarda 2’li 3’lü grupları kampüsü turlayarak toplantı halinde görmek mümkün. Böylece hem telefonlarındaki sağlık uygulamalarının günlük adım hedeflerini tutturuyorlar hem de üretken kalıyorlar. Bir de bunun bisikletli versiyonu var ama o daha çok fantastik bir mit olsun diye üretilmiş.

Çoğu zaman çalışanların ofiste olmaları bile gerekli değil; dizüstü bilgisayarlarını yanlarında bulundurmaları yeterli. Mesela bizim gezimiz boyunca Egemen’in 3 ayrı toplantısı oldu. Birini juice bar’da, birini kafeteryalardan birinde birini ise bahçede plaj voleybolu sahasında Google Hangouts üzerinden gerçekleştirdi. Bu esnek koşullarda da Google bir ofis masasından çok çalışanların rahat edebilecekleri farklı mekanlar sunmaya odaklanmış. Açık havada ağaçların altında da, bir uyku odasında da, ses sönümleyen odalarda da, koridorda yürüyerek çalışmak da mümkün.

      

Google etrafta gördüğü boş bulduğu araziyi kapıyor, sahip olduğu binalarda da mütemadiyen renovasyon işleri yürütüyor. Bu işlerden sorumlu bir mimari tasarım/planlama departmanları varmış. Çalışanlara en konforlu ve verimli çalışma ortamını sunmak, onları hep enerjik tutmak ve Google’da çalışmayı onlar için hep ilgi çekici kılmak için sürekli yeni projeler üretiyorlar. Bu departmana kısaca REWS deniyor, Real Estate and Workplace Services’in kısaltması olarak. Bence yeni mezunlar için çok iyi bir kariyer fırsatı olabilir!

San Francisco’daki gibi burada da inşaat kararı en zor alınan kararlardan biri belediye tarafından. Örneğin Googleplex’in hemen yanındaki büyük arazide Google’ın 2005’ten beri ettiği mücadeleler sonunda inşaat izni yeni alınmış. (BIG ve Heatherwick’in tasarladığı bu yeni projeye şuradan göz atabilirsiniz:  https://www.dezeen.com/2016/03/15/big-bjarke-ingels-thomas-heatherwick-studio-new-google-campus-design-charleston-east-mountain-view-california/ )

İnşaat izninin bu kadar zor verilmesinin sebebi ise bu arazinin baykuşlar tarafından sık kulanılan bir yer olması. Sarah histeriyle “belediyenin farkındalığı burada hep kısa süreli” diyor: “Birkaç baykuşun sık uğradığı bir bataklığı savunarak doğayı kurtardıklarını düşünenler o arazinin ihtiyaca yönelik bir ofis olarak tasarlandığında çalışanların daha az yolculuk etmesi sayesinde azaltacağı CO2salınımı, daha az benzin kullanımı gibi katkıları hesaba katmıyor” diyor.

Sabahları San Francisco’dan Mountain View’a ulaşmak 45 dakikadan 2.5 saate kadar çıkabiliyor. Bu nedenle Google, çalışanlarının ihtiyaçlarını olabildiğince ofislerde karşılaması için uğraşıyor. Bir Google çalışanının doktoru da, masaj salonu da, sineması da, konser salonu, spor salonu hepsi bu kampüste mevcut. Diğer Googler’larla kurdukları koşu grupları, hobi grupları vs. gibi etkinliklerle de çalışma saatleri dışında da etkileşim halindeler. Örneğin beni gezdiren satış departmanında çalışan Egemen birkaç yıldır diğer Googler’lara çimlerde yoga dersleri veriyor. Yoga eğitmenliği programının masraflarının bir kısmını da Google karşılamış. Google’ın çalışanlarına sunduğu bir diğer imkan da kendilerini geliştirmek için eğitimlerine verdiği destek. Eskiden sadece meslekleri ile ilgili eğitimlerin tümünü karşılarken artık tüm alanlarda destek vermeye başlamış. Meslekleriyle direkt olarak ilgili bir konuysa (örneğin yüksek lisans eğitimi, dil eğitimi vs.) masrafların 2/3’sini, meslekleriyle direkt ilgili olmayan eğitimlerin (yemek yapma kursları,  ise 1/3’ini karşılıyor. Ama bu meslekleriyle ilgili olduğu kanısını herkesin kendi proje lideri karar verdiği için oldukça esnek.

Google’da 10 yılı aşkın bir süredir yazılım mühendisi olarak çalışan Sarah’nın söylediklerine göre her teknoloji devi, bulunduğu şehir yönetimiyle çok sıkı kontak halinde. Örneğin Google bulunduğu Mountain View şehrinde, Facebook ise bulunduğu Palo Alto’da kentsel meselelerde etkin rol oynuyorlar. Firmaların kurumsal kimlikleri de direkt olarak kampüs mimarilerine ve şehirle kurdukları iletişime yansıyor. Apple tamamen içine dönük ve güvenlik önlemleri en üst derecede bir görüntü sergilerken Facebook “hacker şıklığı” imajını besliyor; sofistike bir “garaj” ambiyansı peşinde. Google’ın mimarisi ise aynı arama motoru tasarımı gibi: pragmatik, renkli ve çeşitli.

Sarah ve Osman’ın akşam yemeği misafirleri olurken onlarla önceki günlerde Silikon Vadisi çalışanları ve sebep oldukları erişilebilir konut problemini konuşuyoruz. “San Francisco’da ev sahibi olan insanların çok büyük kısmı zaten halihazırda zengin beyazlar ve ev değerlerinin artışının bir numaralı destekçileri. Kimse 5 milyon dolarlık evini başkaları da şehir merkezinde otursun diye 3 milyon dolara düşmesini istemiyor” diyor Sarah. “Konut rezervini arttırabilecek kararlar Amerikan vatandaşlarının fikirleriyle yönlendiriliyor ve bu ev sahipleri genelde atılmak istenen adımların karşısında duruyorlar. Ev bulma problemi yaşayan kişiler ise ister Silikon Vadisi çalışanları olsun, ister başkaları, çoğunlukla göçmenler. Yani gerekli oylamalarda veya konut sorununun yasal mercilere taşınmasını sağlayacak tartışmalarda söz hakkı yok. Ya da düşük gelirli insanlar ve tüm vakitlerini biraz daha para kazanabilmek için çalışarak harcadıkları için bu konuyu takip edecek zamanları bile kalmıyor.” diye açıklıyorlar.

Bu günlerdir sivil inisiyatifler ve planlama oluşumları ile kurduğum diyalogdan çok daha farklı bir bakış açısı. Soruna farklı noktalarından yaklaşınca doğal olarak yeni perspektifler kazanmak mümkün oluyor.

nokta-com-şehirler
Etiketlendi: