GETTO-ARKA SOKAĞIN KÜLTÜRÜ
Getto, kentlerin azınlıklarca kullanılan kısmına verilen genel addır. Kente dışarıdan göç eden azınlıklar şehir merkezine uzak olmayan bölgelerde yaşamını sürdürmek zorundadırlar. Toplum bu insanların yaşadıkları alanları, kültürlerini yüzyıllardır görmezden gelerek onları lazım olmadıkça kendilerinden uzak tutmaya çalıştılar ve çalışmaktadırlar. Onlar diğer insanlar gibi yaşantısının büyük kısmını evlerinde, işyerlerinde, masalarında veya koltuklarında sürdüren insanlar değillerdir. Sokakta eğlenen, evlenen, kavga eden, 2 saat sonrada hiçbir şey yokmuş gibi yaşantısına devam eden insanların yaşadığı semtlerdir gettolar. Çoğumuzun işi düşmedikçe gitmediği, ama tarih okumalarında, kent yapısında, kentsel dönüşüm projelerinin içerisinde, ehlileştirme çalışmalarının odak noktalarında ve birçok konu başlığı altında önümüze gelen arka sokağın ismidir getto. Buralarda yaşayan insanlar kentin soylularının terk ettiği mimarileri, sokakları, çeşmeleri devralır ve insan olmanın getirdiği hatta getirmesi gerektiği özgürlük ve saflıkla sokaklarını, yapanların ve yaşayanların umursamadığı çizgilerde hayatlarını resmederler. Almanya’da Yahudi, Türkiye’de Roman ve çingene mahallelerinde neredeyse her dünya kentinde bu sokakların, semtlerin örneklerini bulmak mümkündür. Bundan önceki yazımda bahsettiğim mekan- insan ilişkisini belgeleme amacı güden rotamı ortak bir temaya indirgediğimde uğranılan her kentte bu mahallelerin mimari ve sosyal açıdan önemli bi değeri olduğunu söyleyebiliriz . Bu nedenle uğradığım her şehirde bu temaya uygun duraklar belirledim.
BİSİKLET
Düşük CO2 salınımı göz önünde bulundurulduğunda, diğer ulaşım araçlarının CO2 salınım miktarları hiç bir zaman 0(sıfır) değerine indirgenemeyecektir bu sebeple en amaca uygun ulaşım çözümünün bisiklet olduğunu düşündüm. 15 gün boyunca CO2 salınımı yapmadan çevreye olabildiğince duyarlı bir seyahatin bu sorunsala karşı ilgi çekici ve samimi bir çözüm olduğunu düşünüyorum ve aynı zamanda bu duyarlılığa sahip olduğunu düşündüğüm Arkitera kullanıcıları ve doğa ve çevreyle ilgilenen diğer takipçilerin de bu samimiyete katılacağı inancındayım. Bu 15 gün süresince seyahat halinde olan bir kişinin ve bu seyahatın tema içerisinde önemli yer tutan noktalarını belgelemeye alacak, bunların dışında gelişen olayları diğer insanlara aktarmayı borç bilen gezginin şehirlerarasını veya semtler arasını otobüs veya başka bir motorlu araçla geçmesi seyahatın değerini olumsuz yönde etkileyecektir. Diğer bi taraftan bisikletle geçtiğim güzergahta kafamı çevireceğim her nokta temaya uygun olmasa da bizi takip eden insanların ilgisini muhakkak çekecektir. Örneğin otobüsle veya başka bir araçla Edirne’de tarihi bir köprünün üzerinden geçmekle, bisikletle geçerken etrafına hiç bir sınırlayıcı olmadan bakmanın ve gözünün gördüğü her şeyi eşzamanlı olarak insanlarla paylaşabilmenin seyahate kattığı değerin önemli olacağını düşünüyorum.
ARKİTERA 2012 - DÜŞÜK CO2 SALINIMLI SEYAHAT PROJESİ